Browse > Home / Business, Kisisel / Blog article: İşinin erbabı olmak…

| Subcribe RSS

İşinin erbabı olmak…

June 29th, 2009 Posted in Business, Kisisel

Bir işte ustalaşmak, işin erbabı olabilmek için, o iş alanında birikimin yanında belirli bir süre faal olarak çalışmak ve özellikle yapılan işin ehliyle/profesyonelce yapılması gerekir. Ancak herşeyden önce kafadaki zihniyet önemlidir. Özellikle danışmanlık yapıyorsanız ve çeşitli markalara hizmet ediyor, onların ürünlerini (Benzerde olabilir) pazarlıyorsanız (pre-sales vs), durum biraz daha değişik bir boyut kazanıyor. Bu boyuttan kastım, hangi ürünü müşteriye önereceğiniz yönünde…

Benzer özellikler içeren 2 farklı markanın, 2 tane ürünü var diyelim. İkisi de birbirinden üstün özelliklere sahip ve siz müşteriyi memnun etmeye çalışırken bir yandan da hangi ürünü önersem diye kara kara düşünüyorsunuz. Müşteri haliyle içine sinen, “Case Study” denilen başarı hikayeleri ve referansları nispeten fazla olan markaları tercih ediyor, etmekte haklı da. Peki danışmanlık yapan taraf olarak buradaki ana felsefe ne olmalı? Müşteriye objektif mi yaklaşmalı yoksa çeşitli “trick” ler ile kendimize en fazla kar oranı sağlayacak ürünü mü tercih ettirmeli? – Burası biraz muamma olsa da, ben şahsen objektif yaklaşılmayı uygun görüyorum. Bu kısmı başka bir yazıda detaylı  tartışırız…

Atilla İlhan’ın beğendiğim bir sözü var:

“Eh, erbabıdır, dedik, verdik dizginleri eline, halt etmişiz. Dolapçının, fırıldakçının biri çıkmaz mı?”

Anladınız siz onu 🙂

Birde bazen sıklıkla karşılaşıyorum, gözüme batıyor; eğer bir kurumu temsil ediyor(ya da çalışıyorsunuz) ya da belirli bir yerde çeşitli yazılar (Gazetecilik ya da internet yayıncılığı gibi) yazıyorsanız, cümlelerinizi daha dikkatli seçmelisiniz. Çoğu zaman benimde başıma gelir ve bu noktada Kişisel Görüşüm’dür tabirini kullanırım. Aksi halde bazı kesimler yazınıza gölge düşürebilir ve yazdığınız yazı/anlatmak istediğiniz ana-fikir bir anda değerini yitirerek, farklı boyutlarda yorumlanabilir.

Özellikle Türkiye’de bazı teknolojilerin/sektörlerin oturmadığı ve müşterilerin nispeten bilgisiz olduğu ve bir konu hakkında bilgi talep ettikleri belirli zamanlarda Atilla İlhan’ın da sözünde bahsettiği durumlarla karşılaşabiliyoruz. Bu vatadaşlar, hele ki bu ahkamlarını nispeten bilgili insanların olduğu ortamlarda paylaştıklarında oldukça komik duruma düşüyorlar…

Şu gereklidir, bu gereklidir, şu olmazsa olmaz, şunu yapmazsanız kaybedersiniz, X markanın şu yönde eksileri var, Y markasını (kendi temsil ettiği) kesinlikle entegre etmelisiniz diye tutturanlar nasıl bir değer elde etmek istiyorlar, merak ediyorum doğrusu . Halbuki aksine bilgi taslayacağım diye acınası duruma düştüklerinin farkında bile değiller (En azından bilgi sahibi insanlar karşısında komik kaçıyor!).  İhtiyaç varsa yapılır, gerekli sistemler ve uygulamalar önerilir; yoksa da mevcut duruma ve kurumun yapısına göre ayrı/farklı bir strateji oluşturulur/oluşturulabilir.

Danışmanların esas görevi,  çeşitli stratejik opsiyonları müşteriye sunmaktan ibarettir, fazlası değil…

Cevap Bırakın

Spam Protection by WP-SpamFree

  • Site istatistik

    Bugünkü ziyaret: 26
  • Add to Technorati Favorites

    Mail adresinizi girin:



  • Google Connnect
  • RSS DarkHardWare News