Browse > Home / Archive by category 'Technology'

| Subcribe RSS

Teknoloji alanında 2010’un getirdikleri

July 4th, 2011 | No Comments | Posted in Mobile, Technology

Epey uzun bir süredir yazı yazmaya hasret kalmıştım. Aslında bu zaman zarfında hem iş yoğunluğumdan ötürü, hemde yazmaya vakit ayıramamanın getirdiği kırgınlık; beni yazı yazmaya push etmenin yegane alevleyicisi oldu. Ciddi bir birikim ve bekleyen konu başlıklarından sonra kaldığım yerden devam ediyorum. Bundan böyle çok daha sık yazmaya gayret göstereceğim.

Öncelikle nereden başlayacağımı bilemiyorum. Teknoloji artık teknoloji olmaktan çıktı ve adeta bir ışık hızı gibi ilerliyor; durdurmak ve hatta yakalamaya çalışmak bir hayli zor. Kimi kesimler özellikle adaptasyon konusunda ciddi çekincelere sahip olsalar da, teknoloji artık hayatımızın her alanında gücünü hissettiriyor ve yakalayamayan geride kalıyor.

Mobil Devrim

Mobilite belki de günümüzde en etkili iletişim aracı. Artık sadece telefon olarak değil, birer akıllı aygıt olarak ta lanse edilen bu teknolojinin kuşkusuz en büyük avantajı; Internet. Apple’ın iPhone ve iPad’leri, Android’in hızla yükselen grafiği, Microsoft’un mobil işletim sistemi gibi çoğaltabileceğimiz bu alan, özellikle uygulama bazında ele aldığımızda ön plana çıkıyor. Devir mobilite devrine girerken; bu alandaki dizüstü bilgisayar ve netbook adı verilen daha az performanslı cihazlar artık kullanılmamaya başlandı. Örneğin kız kardeşim henüz 20 yaşında olmasına rağmen, iPhone 4 alması ile birlikte ona hediye ettiğim dizüstü’nün artık yüzüne bile bakmıyor. Neden mi? Çünkü dizüstü ile yapabildiği herşeyi bu akıllı telefon ile fazlası ile yapabiliyor. Burada aslında üzerinde durulması gereken teknolojinin getirdiğinden çok, uygulanabilirite ve ergonomi. Bana göre Android yükselen bir trend olmasına rağmen henüz hala tam olarak oturamadı. Tablet ve telefon alanında esas patlamanın 2011’in sonuna doğru olmasına bekliyorum. Burada anahtar sözcük “Uygulama” . Bu platformlarda ne kadar çok verimli ve efektif uygulama görürsek; bu platformların gücünü o kadar daha iyi hissedebileceğiz.

Internet İletişimi

Biz hala 3G ile yerimizde sayaduralım; Verizon ABD’de birçok eyalette başlattığı hızlı LTE ağını devreye soktu. Bu teknolojiye alternatif olarak sunulan WiMax ve HSPA+ hizmetleri de farklı operatörler tarafından devreye alınırken; şu an hala çalışma ve testleri devam eden LTE Advanced teknolojileri 4G’nin önünün ciddi manada sağlam olduğuna işaret ediyor. Geçenlerde hayatımda ilk defa Turkcell 3G ile saniyede 550kb’lık veri transfer hızı gördüğümü varsayarsak; 4G ile bu hızın 3 ile 5 Mbps arasında değişen hızlara ulaşacak olması, ne kadar hızlı bir bağlantı altyapısının olduğuna dair sizlere örnek verebilir. İletişim olarak baktığımızda ise bu konuda aşağıdaki Sosyal Medya konusunu inceleyebilirsiniz.

Siber Savaş Dönemi mi başlıyor?

Aslında bu konu başlı başına bir yazı niteliği taşıyor ancak kısaca değinmek istiyorum. Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte Dünya’da bir trend haline gelen Enerji Kaynaklarının Dijital Ortama geçiş evresi SCADA olarak isimlendiriliyor. Durum bu hale gelince, enerjinin korunumu da ülkeler açısından bir hayli önem kazanmak zorunda. Düşünsenize, bir ülkenin tüm elektrik şebekesi dijital ortama aktarılıyor ve bu sistemin bir anda çökmesi ile yaşanacak enerji krizini yönetmek ne kadar zorlaşabilir? Yemek yemeden haftalarca yaşabilirsiniz, peki ya su içmeden? Ülkelerde bir nevi böyle. Enerji olmadan işlerin devam etmesi imkansıza yakındır. Cep telefonunuz olmadan ne kadar idare edebiliyorsunuz? Peki ya bilgisayarınız? Peki, Buzdolabı ya da kombi’ye ne demeli? İşte hacker’ların ana hedefi de bu SCADA sistemlerini hackleyerek, ülkelere zarar vermek. Stuxnet adı verilen bu sanal saldırılara, ilgili sistemlere yerleşerek onları devre dışı bırakıyor ya da kontrolü bir başkası ele geçiriyor. Neyse ki bu konuda da pekçok güvenlik çözümü var, sonraki yazılarımda detaylıca değineceğim.


Sosyal Medya

Bu adı artık heryerde duymaktan sıkılan bir kullanıcı olarak, ne kadar etkisiz kullanıldığına mı yanayım yoksa kendini bu alanda uzman ilan eden insanlara mı bilemiyorum. Ancak bir gerçek var ki, sosyal medya denilen bu kadar artık hayatımızın her alanında. Hatırlıyorum da yaklaşık 2 sene önce şöyle demiştim; ” Ünlü kişiler kendi Internet sitelerini kuracaklarına facebook’u kullanarak bir fan-page oluşturup; çok daha verimli bir şekilde hayranlarına erişebilirler” Şimdi bakıyorum, fan-page’ler patlama seviyesine ulaştılar. Bu lafı ettiğim zamanlarda hayranı olduğum Vin Diesel’in kullanıcı sayısı 2 milyon civarında idi. Şimdi bakıyorum 27 milyon seviyesine ulaşmış bulunuyor. Rakamı hayal edebiliyor musunuz? En ufak bir güncelleme yapıldığında, erişebileceği 27 milyon kişi var. İnanılmaz bir rakam. Hatta belki de facebook fan page ve twitter gibi ortamlar yüzünden haber siteleri bile tarih olabilir. Bugün yine ünlülerin fanları twitter üzerinden direkt olarak sevdikleri kişi ya da markaları takip edebiliyor hatta siyasi kişilerle dolaylı yoldan da olsa fikir alış-verişi yapabiliyorlar.

2010 için kısa ve hızlı bir analiz, giriş yaptım. 2011 için özellikle IT alanında çok güzel gelişmeler yaşanacak.

Tags: , , ,

Cloud Computing, Bulut Bilişim evrimi başlıyor

September 28th, 2010 | No Comments | Posted in Bilgi Teknolojileri, Business, Konferans, Technology

Cloud Computing kavramına her ne kadar Bulut Bilişim demeye pek yanaşmasam da, sanırım en genel ve yakışan çevirisi bu olacaktır. Geleceğin teknolojileri olarak lanse edilen Cloud Computing, en genel anlamda; internet bazlı çalışma sistemine dayanarak, birçok istemci/server tarafından paylaşılan kaynak, bilgi ve işlem gücünü temsil ediyor. Bu konunun liderlerinden olan Salesforce.com’un CC hakkında yapmış olduğu bir video bulunuyor, izlemenizi öneririm:

Konuyla ilgili olarak geçtiğimiz hafta EMC’nin düzenlemiş olduğu Cloud Computing konferansına katıldım. Konuları anlık olarak twitter hesabımdan aktarmaya çalışsam da, derlediğim tüm notlarımı bu blog yazımda toplamaya karar verdim. Konferansa birçok firma değişik ve benzer çözümleriyle, Cloud Computing’e yaklaşımlarını ve planladıkları roadmap’lerini paylaştılar.

Konferans’ın en etkili firmalarından olan VMware’in sunumunu yapan 2. başkanı Türk asıllı Enis Konuk’tu. Günümüz hakkında bilgiler aktardıktan sonra çarpıcı bir açıklama geldi: 2009’un son çeyreğinden itibaren sanal sunucular, fiziksel sunucu satışlarını geride bırakmaya başlamış. Geleceğin bilgi havuzlarının zettabyte seviyesine çıkma beklentisiyle birlikte Cloud Computing’in önemine değinilirken, 2020 itibariyle 35 zetabyte data beklentisinin olduğunu ve bunun da 75 milyar tam dolu 16GB’lik iPad bilgisine eşdeğere olacağı aktarıldı. Bu değer günümüzdeki tüm dataların 44 katına eşdeğer; kabaca 20 senede 44kat artış beklentisi var diyebiliriz (Bu arada hatırlatmak gerek: 1 zettabyte = terabyte x gigabyte).

Dünya’daki %84 sanallaştırma hizmetleri VM üzerinde yer alırken, VM’in özellikle gelecekte halka açık cloud veri merkezleri ve sanal masaüstü planları var. Ayrıca firmanın Cloud kavramına yaklaşım sergilediği motto’su da bir hayli hoşum gitti: Virtual Roads, Actual Clouds

Sahneye Türkiye servis sektörünün 2.si olan Koç Sistem çıkarken, firma özellikle Cloud Computing yönetiminin çok zor olduğunu, altyapının hazır olmasına rağmen özellikle entegrasyon açısından sistemin bir hayli sancı çekeceğini dile getirdi.

Bulut Bilişim’in hedefleri arasında: Global Workload Deployment, Data Center Management ve Information Security kavramları yer alıyor. Bu noktada Uber Cloud olarak tanımlanan firmalar arasında Google, Amazon ve Microsoft bulunuyor. Girmesi kolay ama çıkması zor bir model olarak öne çıkan Uber Cloud firmaları, daha çok service provider olarak tanımlanıyor diyebiliriz. EMC’nin Private Cloud kavramında ise; maliyetleri azaltmak için IT Üretkenliği (IT production, lower costs), Servis kalite arttırımı için İş Üretimi ( Business production (improve QoS) ve Servis olarak IT (IT as a Service (Improve agility – facebook örneği) gibi kavramlar yer alıyor.

Ve sahneye Cisco çıkıyor. Cisco’nun Cloud Computing tanımı ise oldukça başarılı: ” Anywhere, Anyone, Any Service” – “Herhangi bir yerde, herhangi biri, herhangi bir servis”. Cisco’ya göre Cloud’a geçiş’in nedenleri 3 aşamada sıralanıyor: Higher cost of ownership, Silo resource pools, Longer provisioning time. Cloud Sistemlere geçiş ile birlikte özellikle SMB şirketlerinin avantaja sahip olacağı vurgulanıyor. SMB’ler özellikle, klasik IT çözümlerine alternatif olarak ucuz ve etkin Cloud çözümlerini seçecekler.

Biraz da Cloud Service’lerin çeşitliliklerinden bahsedelim:

Software-as-a-service (SaaS)
Önceden ayarlanmış ve web-browser’larımızdan kolayca eriştiğimiz servisler olarak tanımlayabiliriz. Tüketiciler ve iş çözümleri olarak herkes tarafından kullanabilecek olan servisler. WebEx, Google Apps, salesforce.com u örnek olarak gösterebiliriz.

Platform-as-a-service (PaaS)
Platform geliştirmek için tasarlanan bu sistemle birlikte, geliştiriciler kendi uygulamalarını ya da ara-yazılım olarak tanımlanan middleware’lerini geliştirebiliyor. Bu servislere örnek olarak Google AppEngine ve MS Azure Service sistemlerini gösterebiliriz.

Infrastructure-as-a-service (IaaS) Sanal Sunucular ve IT,  internal cloud ya da servis sağlayıcılar olarak tanımlanabilir. Yabancıların pay-as-you-go olarak tanımladığı servisler olarak ta adlandırabiliriz. Amazon Elastic Compute – EC2 @ S3, Terramark, Google Base gibi hizmetler örnek olarak gösterilebilir.

Amerika’da devler kuruluşu olan NIST’in Cloud Computing Tanımı ise 3 aşamadan oluşuyor. Ayrıntılarına fazla girmeyeceğim, detaylı bilgi için ilgili dökümana gözatabilirsiniz

  • Essential Characteristics
  • Service Models
  • Deployment Models

Evet genel olarak firmaların Bulut Bilişim’den beklentileri, öngörüleri bu şekilde sıralanıyor. Şimdi biraz da, olabilecek sıkıntılardan bahsedelim:

Cloud yapısının henüz hala gelişme aşamasında olduğuna değinmemiz gerekiyor. Her firmanın bakış açısı, çözümleri, üzerinde durduğu ve yoğunlaştığı farklı alanlar var. Bu nedenle açıklamalar, kullanım alanları, teknolojiler, riskler, sorunlar ve yararlar hala tam olarak belirlenebilmiş ve standart olarak tanımlanabilmiş değil. Gelişme aşamasında olduğu için zaman içinde terimler daha net bir biçimde ortaya konacaktır.

Tüm bu bilgiler ve kavramlar doğrultusunda, ortaya çıkabilecek en büyük engellerin başında; Güvenlik, Kontrol, Uygunluluk (Regülasyon) ve Kalite’nin yanında SLA’ler bulunuyor.

Seminer’den aktaracaklarım ve kendi bilgilerimle harmanladığım yazının sonuna gelirken, Cloud Computing kavramının hala emekleme aşamasında olduğunu ancak ciddi bir ivmelenme ile günümüz teknolojilerine aktarılmaya başlandığını hatırlatmak gerek. 2 önceki paragrafta da belirttiğim gibi, yapı hala gelişme yani evrim aşamasında. Evrim tamamlandığında ise, ortaya ciddi bir oluşum çıkacak. Ben özellikle artık evlerdeki PC kavramının tarihe karışacağını ve tüm yapıların sunucu sistemlerine geçeceğini düşünüyorum. Ancak kontrolün bizde olmadığı bir teknolojiden de oldukça çekindiğimi belirtmeden edemeyeceğim:

Peki, Geleceğin Kontrolü kimde olacak?


Tags: , , , , , ,

Cisco CRS-3 Carrier Routing System: Internet yeniden yapılanıyor

March 10th, 2010 | No Comments | Posted in Bilgi Teknolojileri, Technology

Cisco’nun merakla beklenen ve öncesinde basın duyurusu yapılan yeni ürünü ile ilgili çeşitli yazılar yazılmıştı. Firmanın bahsettiği üzere özellikle network konusunda oldukça deneyime sahip olan Cisco, yine ağ performansı üzerinde ciddi bir iyileştirme yapıldığının sinayallerini vermişti. Kurumsal müşterilerden çok Internet Servis Sağlayıcı (ISS), GSM Operatörleri, Devlet Kurumları ve Uluslararası network backbonelarında kullanılması planlanan bu cihaz, daha hızlı iletişimin yanında, darboğazı da minimuma indirerek büyük bir performans potansiyeli sağlayacağı konuşuluyordu.

Ve beklenen açıklama bugün Türkiye saatiyle 17:00 – 19 dolaylarında gerçekleşti. Cisco’nun yaptığı açıklamaya göre yeni ürünün bir dizi router sistemlerinden oluştuduğu ortaya çıktı.

Cisco CRS-3 Carrier Routing System olarak lanse edilen ürün, daha önce ön bilgi olarak geçildiği üzere tüm bir ülkenin ağ yapısını kaldırabilecek düzeyde geliştirilmiş ve daha önce bahsettiğim gibi; CRS-3 daha çok yoğun ağ trafiği olan kurum ve devletler tarafından kullanılabilecek bir potansiyele sahip olarak karşımıza çıkacak.

Cisco tarafından sağlanan verilere göre, CRS-3’ün en büyük özelliği, en yakın rakip sistemden tam 12 kat daha yüksek trafik kapasitesine sahip olması. Saniyede 322 Terabit aktarabilen cihaz, daha önceki CRS-1 serisinin kapasitesini üçe katlıyor. Cisco’nun rakamlarına göre CRS-3, şimdiye kadar çevrilmiş tüm sinema filmlerinin 4 dakikadan kısa sürede aktarılmasını ya da çocuğundan büyüğüne tüm Çin halkının aynı anda video görüşme yapabilmesini sağlayacak kadar güçlü.

Fiyatı’nın  90,000 dolar belirlendiği ürünün özellikle İnternet’in darboğazını hafifleteceği ancak bu hafifletmenin yanında daha hızlı, etkin ve performanslı sistemler sayesinde de özellikle daha etkili ataklar oluşturmak üzere güvenlik yönünden de sıkıntı oluşturabileceğini düşünüyorum.

Özellikle 2007 yılında bağımsız yaptığı bir araştırmayla Internet’in kısmi olarak darboğaza sürükleneceğini iddia eden Nemertes firmasının iddası, belki de Cisco’nun bu sistemi ile çürütülmüş oluyor.

Cisco tanıtım videosu için:

Ayrıca CRS-3 in Action demosu için aşağıdaki linki ziyaret edebilirsiniz:

http://www.cisco.com/en/US/prod/routers/ps5763/cisco_crs-3_demo_video.html

Sistemin teknik detayları netleştikçe bu yazıyı da güncel tutmaya çalışacağım.

Tags: , , , , , ,

Global WiMAX Teknolojileri: 2009 Durum Raporu

January 3rd, 2010 | No Comments | Posted in Technology, Wireless

Daha önceki yazılarımda WiMAX hakkında ciddi bir potansiyel olduğuna değinmiş ve özellikle kablo karmaşasına son vererek, geniş servis ve kapsama alanıyla birlikte; temiz çevre dostu bir teknoloji olduğu bilgilerini aktarmıştım. 3G ile övünmeye çalıştığımız bugünlerde, tıpkı metro ve tren yolları gibi geriden takip ettiğimiz bu teknoloji hakkında; dünya hangi noktalarda kullanıyor, aşağıdaki haritadan bakabilirsiniz:
More »

Tags: , , , ,

Microsoft Exchange Server 2010 BETA’yı deneyin

April 16th, 2009 | No Comments | Posted in Technology

Her ne kadar sektörün en iyi e-posta sunucusu olmasa da, Microsoft IT profesyonellerin “feedback”leri doğrultusunda geliştirdiği yeni mail sunucu yazılımı olan Exchange Server 2010’u daha basit, daha esnek ve stabil yaptığını söylüyor.

Henüz BETA aşamasında olan yeni Exchange Server 2010’ün yeni özelliklerine bir gözatalım.

High Availability and Disaster Recovery ( Yüksek devamlılık ve Felaket Yönetimi)

  • Esnek ve Stabil olduğunu söylemiştik. Exchange 2010 devamlı replikasyon teknolojilerini destekleyecek. Bu sayede 3. parti data replikasyon ürünlerini kullanmayacak ve Exchange’in yedekli yapısını efektif olarak kullanabileceksiniz
  • Mailbox database replikasyonu ve olası sistem çökmelerine karşı birden fazla sunucu kullanabilecek ya da ayrı yeralan datacenter’larınızı tek bir merkez üzerinden yönetebileceksiniz (Yönetilebilir 16 exchange mailbox database desteği)
  • E-mail sunucuları arasındaki gerekli migration ve maintenance gibi işlemleri iş saatlerinde yapabileceksiniz

Administration (Yönetim)

  • Kullanıcılara kendi kontak bilgilerini ve gönderdikleri e-posta iletilerinin ulaşıp, ulaşmadığı gibi bilgilerin IT yetkililerinin yardımı olmadan yapabilmeleri
  • Web tabanlı olarak gerçekleştirilen helpdesk tarzı öğe ve bilgi içerikleri
  • Yenilenen “Role-based Access Control” modeli ile herhangi bir admin yetkisi/kontrolü olmadan birden fazla mailbox aramaları yapabilirsiniz

Anywhere Access (Herhangi bir yerden erişim)

  • Mükemmel Outlook deneyimi için mailbox’larınıza herhangi bir masaüstü, web, mobil aygıt’tan bağlanabilme (Firefox ve Safari’nin desteklediği OWA özelliği de mevcut)
  • Windows Mobile dahil birçok mobil aygıt desteği sayesinde Exchange ActiveSync ile etkileşim
  • Dış iş ortaklarınızla etkin ve hızlı planlama yapabilir ve paylaşacağınız bilgilerin sınıflandırmasını yapabilirsiniz

ve Voice Mail ! (Sesli Mail Özelliği)

  • Microsoft sonunda bir ilki başarıyor. Exchange 2010 ile sesli mail mesajlarınızı normal bir e-posta gibi inbox’larınızdan yönetebilirsiniz
  • Maillerinizin acil durumuna göre, Sesli mesajlarınızı text’e dönüştürerek maillerinizi daha efektif olarak yönetebilirsiniz
  • Caller ID özelliği sayesinde oluşturacağınız kullanıcı grupları için çağrı cevaplama ve yönlendirme özellikleri sunabilirsiniz
  • Outlook Voice Access özelliği ile inbox’larınıza telefon bazlı erişim sağlayabilirsiniz (Yaklaşık 30 dil desteği mevcut)

Ürünün genel özelliklerine (Overview) bu adresten ulaşabilir ve 360 günlük BETA deneme sürümünü bu adresten temin edebilirsiniz. Emin değilim ama sanırım şu an için Türkçe dil desteği mevcut değil ancak yakın zamanda yeni bir BETA sürümü altında çıkarabilirler, takip etmeniz gerekiyor.

Tags: , , , , ,

Vandallar iş başında: San Francisco’daki internet sabotajı çok pahalıya maloldu!

April 10th, 2009 | No Comments | Posted in Physical Security, Technology

İnternet varolduğundan beri hayatımızı daha çok mobil olarak internete bağlı aygıtlarla sürdürüyoruz. Hal böyle olunca, özellikle internet servis sağlayıcılarımızdan (ISS) kesintisiz internet hizmeti bekliyoruz. Bu teknik olarak mümkün olsa da pratik olarak pek mümkün olamıyor. Özellikle birçok firma %100 UP olma garantisi ne yazık ki veremiyor (Hizmeti 1 kere kurup, onun üzerinden bedel aldıkları için ve ayrı bir masraf yapmadıkları için bana göre  gerekli altyapıları kurarak, vermeleri gerekiyor). Ancak bazen öyle anlar yaşanıyor ki, bu altyapı hizmeti de işe yaramıyor. En iyi örneğini kısa süre önce Kuzey Sanfrancisco’da gördük.

Vandalizm dediğimiz zarar vermeye yönelik bir akımı takip eden Vandallar, bu bölgedeki internet iletişim kablolarını çeşitli bölgelerden  kesmişler. Bu kesinti sonucu internet ve telefon hatları etkilenmiş ve yaklaşık olarak 50.000 kişi ve binlerce kurum iletişimden (ATM’ler, online bankacılık dahil) yoksun kalmış. Sabotaj süresince; hastaneler, AVM’ler, finansal ağlar ve acil yardım hizmetleri devre dışı kalmış. Üstelik buna ABD’nin meşhur 911‘ hizmeti de dahil.

Bu sabotajtan en çok etkilenen AT&T firması ise, vandalların yakalanması için yardım edecek kişilere 100.000 dolarlık vaadediyor. Canları çok yanmış olacak ki, bu açıklamayı internet üzerinden yayınlamışlar : 😀

“Anyone who tampers with, destroys or disrupts the company’s network or its components is in violation of federal and state laws and AT&T will assist with any prosecution to the fullest extent of the law”

Peki ben bu yazıyı niye yazdım? Bu tarzda fiziksel gerçekleştirilen ataklar, özellikle dijital&siber ataklara nispeten ne kadar önemli olduğunun bir kanıtı olarak karşımıza çıktığını belirtmek için. Siz ağ yapınızı ne kadar üstün donanımlarla donatırsanız donatın, kablolama ve ağ politikalarınızı ne kadar üstün tasarlarsanız tasarlayın; sokak ortasında yapılacak basit bir kazı ile tüm bu birikim bir anda çöpe gidebilir. Peki bu tarz fiziksel atakları önlemek için neler yapılabilir? Elimden geldiğince saymaya çalışayım:

  • Fiber optik yerine, temiz(Çevre dostu) Kent Güvenlik Sistemleri kurulabilir. Özellikle WiMAX gibi hızlı kablosuz iletişim teknolojisi bu konuda tartışılmaz bir avantaja sahip.

  • Fiber Optik gibi kablolama teknolojisi hızlı olduğu kadar bir o kadar da kırılgan. Küçük bir el hareketiyle bu kabloları kolay bir şekilde bozabilirsiniz. Bunun için “housing” denilen sert kaplama güvenlik unsurları kullanılabilir.

  • Bu konuda özellikle Telekomünikasyon Kurumları, firmalara ve kendi bünyelerine çeşitli yaptırımlar getirmek zorunda. Aksi halide Telekom üzerinde gerçekleştirilecek böyle bir saldırının boyutunu düşünemiyorum bile..

  • Firmaların dijital&siber güvenlikten çok, bu tarzda fiziksel güvenliklere de önem vermesi gerekiyor. Önceden tedbir almayan firmalar, AT&T gibi durumlara düşebilir ve kanuni olarak müşterilerine ciddi tazminatlar ödeyebilir diye düşünüyorum.

Benzer bir konu sanırım geçen seneki Telekom grevinde yaşanmış ve grev yapan görevliler Türkiye’nin yurtdışına çıkan fiber optik kablolarını kesmişlerdi. Amaç farklı olsa da, güvenlik açığı aynı açık olduğu için önem kazanıyor. Sonra bunu yapanlar eminim çok pişman olmuştur: Kısa bir süre açılan davada ” HABER-İŞ Başkanı ve 10 üyesine toplam 387 yıl hapis istemi gerçeklemişti” . 🙁

Olaylara tek bir çıkış noktasından yaklaşmamak gerek. “Burası Türkiye, burda herşey olur” diyen zihniyeti Amerika’da gerçekleşen bu olay sonrası tekrar düşünmeye davet ediyorum. 😉 Konu hakkındaki yorumlarınızı bekliyorum.

Tags: , , , , ,

MIT’nin geliştirdiği Virüs, Pillerin ömrünü 3kat uzatıyor

April 6th, 2009 | No Comments | Posted in Technology

MIT araştırmacılarının geliştirdiği yeni ve minicik bir virüs, zamanımızı daha verimli geçirebileceğimiz türden gözüküyor. Evet yanlış duymadınız, bu seferki virüs hayatımızı kısaltmıyor ya da herhangi bir yan etkisi de yok. Bu virüs, kullandığımız cihazların ömürlerini uzatarak, bize kesintisiz ve daha verimli bir hayat vaadediyor.

M13 olarak adlandırılan Virüs’ün 2 geni üzerinde oynayan araştırmacıların geliştirdiği yöntem şu şekilde açıklanmış. Demir fosfat (iron phosphate) hammaddesiyle geliştirilen kabuk, karbon nanotüplere konuyor ve bunun sonucunda küçük ve çok güçlü bir elektrod elde ediliyor. Bu tarz elektrodlar, MP3 player, cep telefonları ve bunlar gibi cihazlarda kullanılarak, bu cihazların batarya (lityum) ömürlerini, şu anki mevcut durumdan 3 kat daha fazla arttırmakla kalmıyor, ilgili virüslü bataryalar aynı zamanda çevreye duyarlı olarak üretiliyor.

Yeni virüslü bataryaları mevcut iPod’larda deneyen araştırma ekibi, aldıkları sonuçtan bir hayli etkilenmiş olacak ki, “ Bunu arabalarda bile kullanabileceksiniz” tarzında bir yorumda bulunmuş. Bu yorum üzerine aklıma, geçen haftalarda bitirdiğim yazılım (yapay zeka), biyoteknoloji ve makinaları konu alan Michael Crichton’un AV adlı bilim-kurgu kitabı geldi. İngilizce’sini bulamayıp, Türkçe’sini okumak zorunda kaldığım kitap; “nano-teknoloji ile üretilen mikro-organizmaların bir süre sonra kendi yapay zekalarını kullanarak hareket etmeleri” konusu üzerine dayalıydı.

İlgili araştırmacılar, konuyu öğrencilerine aktardıklarında ise bir hayli şaşırmışlar. Arkalarına yaslanıp, virüslerin çalışmasını seyretmek pek te hoş karşılanmayacak bir deneyim olsa gerek. 🙂

Araştırdığım kadarıyla ilgili konu yaklaşık 3-4 senedir geliştirme aşamasındaymış ve sanırım bu aralar son noktayı koymak üzereler. Ekip şu anda 2. Jenerasyon virüs için çalışmalarına hız katmış bulunuyor. Yüksek voltaj ve daha fazla kapasite sunmak için demir yerine manganez ve nikel kullanmayı planlayan araştırmacılar, bu yeni teknolojinin yakın zaman içinde ticari üretime geçmesine kesin gözüyle bakıyorlar.

Böyle bir Temiz Teknolojiye yangözle bakabilirsiniz ama kim hayır diyebilir ki? 😀

Tags: , , ,
  • Site istatistik

    Bugünkü ziyaret: 46
  • Add to Technorati Favorites

    Mail adresinizi girin:



  • Google Connnect
  • RSS DarkHardWare News